İSLÂMDA KADIN HAKLARI

2011-01-23 11:39:00

SORU:  İslâm, kadına niçin hak vermiyor?.  Erkeğin yanında niçin ikinci sınıf muamelesi görüyor?.  İkisinin eşit olması lazım değil miydi?.  Mesela, niçin erkeğe iki miras, kadına bir miras veriliyor?.  Niçin şahitlikte iki kadın bir erkeğin yerini tutuyor?.  Niçin erkek dörde kadar evlenebiliyor?. CEVAP: Bütün bu soruları İslâmiyet hakkında bilgisi olmayanlar soruyor. İslâmiyet’i bir öğrenseler hayretlerinden akılları duracak ve sormayacaklar. Bir de bunlara, radyo, televizyon, gazete ve dergilerin İslâmiyet’i kötülemeleri eklenince tamamen İslâm’a düşman kesiliyorlar. ***Hemen şunu söyleyelim ki, İslâmiyet değil kadını korumamak (hak vermemek) hayvanları dahi korumuş, onlara ağır yük vurmak ve aç bırakmak suretiyle eziyet eden kimselere dünya ve ahirette ceza vermiştir. Yani İslâm hukukunda hayvanlara eza, cefa edenlere ceza vardır. Bu hususta bir hadis-i şerifi nakledelim. ***“Peygamberimiz (s.a.v), Ensardan bir adamın bahçesine girdi. Orada bir devebulunuyordu. Deve peygamberimizi görünce inledi ve gözlerinden yaş geldi.Peygamberimiz (s.a.v), deveye yaklaşıp (şefkat ve merhametinden) hörgücünü ve kulakarkasını okşadı. Deve, sesini kesti. Sonra Resul-ü Ekrem (s.a.v); — Bu deve kimindir, buyurdular? Ensardan bir genç: — Benim ya Rasulallah, dedi. Resul-ü Ekrem: — Allah’ın sana emanet ettiği bu deve hakkında Allah’tan korkuyor musun?.. Bak deve senin onun aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikayet ediyor. (1) Hayvanın hakkını veren İslâmiyet’in kadına verdiği haklara geçmeden, dünyanın ve yüzelli, ikiyüz sene öncesine kadar Avrupa’nın... Devamı

Zam Geliyor-şiir

2011-01-14 08:32:00

  Zam Geliyor Zam geliyor,zam geliyor. Sık kemeri zam geliyıor. Benzinede Zam geliyor. Arabaya zam geliyor. Gelince de tam geliyor. Baba,kömür al,zam geliyor. Ana,Ekmeğede zam geliyor. Et,Süt Yine zamlanıyor. Zam geliyor,Zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Yüzde üçyüz zam yedik. Yine doymadık,az dedik. Arlanmadık OY verdik. Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Zamlı,Tüp gaz alamadım. Ben,Adaleti bulamadım. Param yok,çalamadım. Zam geliyor,zam geliyor. Sık kemeri zam geliyor. Cepimde metelik kalmadı. Hanım kilot,çorap almadı. Kemerimde delik kalmadı. Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Oğlum hasta,Kızım saralı. Hastalanma doktur paralı. Fakir-Fukara çok yaralı. Zam geliyor zam geliyor. Sık kemeri zam geliyor. Her şey dört kat zamlandı Başbakan zam yok dedi. Ahmaklar yine OY verdi Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Aha,Hırsızlık had safhada. Hırsız,Suçsuz karakolda. Sanık,Tanık oldu Adliyede. Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. At molotof bir şey olmaz. Delikanlı bu,yaş on sekiz. Çocuk sayıldı,Ceza yemez. Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Zengin arabayı dağdan aşırdı. Fakir düz ovada yolun şaşırdı. OY zamanı sırtımız kaşındı. Sık kemeri zam geliyor. Gelincede tam geliyor. Yol Yol yapılmıış neyime, Gidecek arabam yok evime. Zamlandı,Para girmez cepime. Sık kemeri zam ge... Devamı

MUTLU NOELLER MÜSLÜMAN!

2010-12-30 11:54:00

بســـم الله الرحمن الرحيم (TEVBE suresi 23. ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ   Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.   (MÂİDE suresi 51. ayet) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ   Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. (BAKARA suresi 120. ayet) وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ   Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. “Allah’tan başkasına yemin eden, şüphesiz apaçık bir şirk koşmuştur. (Hadis-i Şerif) (Tirmizi) (TEVBE suresi 28. ayet)  Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir (Necis).pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan ze... Devamı

İnanç Hürriyeti,Ben Seninle Kardeş Olamam

2010-11-14 19:47:00

İnanç Hürriyeti Yazan: mehmet selim polat 20 Jul 2007 Her insan hür yaşamak ister. Tıkla Sırtından Geçinen Beyinsizleri dinle.>>. http://www.vidomodo.com/play.video.php?id=393 Bana inandığım gibi yaşama hürriyeti tanımıyanın,hürriyetini elinden almak isterim. Bu vatan benim olduğu halde.Yaşama hürriyetimi,İnanç hürriyetimi elimden almak isteyenleri sevmem mümkün değildir,onlarla birlik ve beraberlik içersinde olmam mümkün değildir,kardeş olmam hiç mümkün değildir. Ben müslümanım,islamı yaşıyamıyorum,Hıristiyanların fitneliğine kanarak,TBMM onlara meylederek,Okumak özgürlüğümü elimden alıyorsa,inancımın gereği başı örtülü okuyamıyorsam,hippi kılıklı,fahişe öğrencilere okuma imkanı tanınıyorsa,nasıl kardeş olabilirim?. Okulda namaz kılıyorum diye kınanıyorsam,mahkemelik olabiliyorsam. Bir başkasına nasıl kardeş gözüyle bakabilirim?. AB’ye şirin gözükmek için,Dandik yasalar çıkartarak,Benim ibadet hürriyetimi elimden alanlarla nasıl kardeş olabilirim?. Türkiyeyi bir Irak,Bir Filistin yapmak isteyen,Afganistan veya somaliye benzetmek isteyen ABD ile kardeş olanlarla nasıl kardeş olabilirim?. Eşitlik adı altında fuhuş yasaları çıkartarak,ahlakı bozanlarla nasıl kardeş olabilirim?. Beni kardeşliğe kabul etmeyenlerle kardeş olamam,birlik ve beraberlik içersinde yaşıyamam. Bunların bu ülkeden defolup gitmeleri gerekir. Ben Hırank Dink gibi hainlerle,Nejla Arat ve Türkan Saylan, gibi,yabancı asıllı Hıristiyanlarla kardeş olamam. İnsanca yaşıyabilmek için,Başta hürriyet haklarımın verilmesi Lazım. Ben bu vatanın asıl ve âsil sahibiyim. Kur’an okumayı yasaklıyan bir zihniyetle kardeş olmam mümkün değild... Devamı

Adalet Nedir?

2009-12-11 15:54:00

ADALET   Zulüm ve taşkınlığın zıddı olan adalet; her şeyi yerli yerine koymak, hak edenin hakkını vermek şeklinde tarif edilebilir. Bu sebepten toplumdaki dirlik ve düzen, ancak adalet sayesinde sağlanabilir. Toplumda kurulmuş olan dirlik ve düzenin devamı da, yine adaletle mümkündür.   Adaletle ilgili olarak Nahl sûresinde şöyle buyurulur: "Muhakkak ki Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye Allah size öğüt verir."(Nahl, 90)   İşte kesin bir ifade ile her insan için emredilmiş olan adalet; yaşantı haline getirilmesi gereken ahlâkî bir değerdir. Bu açıdan her insanı ilgilendirir. İnsanın adaleti yaşantı haline getirmesi demek: hangi işi yapıyorsa, o işi hakkıyla yapması demektir. Bir başka deyişle adalet, işi nasıl yapmak gerekiyorsa o şekilde yapmaktır.   Âyette emredilen "ihsan" ise, esasen iyilik yapmak anlamına gelir. İhsanı, bir insanın görevini en iyi şekilde yapması şeklinde anlamak da mümkündür. İhsan, bu anlamıyla, adalet ile yakından ilişkilidir.   Mâide sûresinde Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler; Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizlik yapmaya itmesin. Adaleti her zaman yerine getirin. Takvaya en yakın davranış şekli budur. Allah'tan korkun. Çünkü Allah, yaptığınız herşeyden haberdardır."(Maide, 8)     Görüldüğü gibi ister ferd, isterse toplum halinde olsun adalet, girilen her türlü beşerî ilişkide gözetilmesi gereken temel ahlâkî bir fazilettir. Gerek ferdin mutluluğu gerekse toplumun huzuru, adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Çünkü bir toplumda işler; yapılması gerektiği şekilde yapılmaz, ehline teslim edilmez ve hak edenin hakkı verilmezse, o toplumda dirlik ve düzenden bahsetmek mümkün olmaz.   Toplumda sosyal barış, adalet ile sağlanabilir. Adalet olmayınca sosyal ba... Devamı

Tevhid Nedir?

2009-12-09 19:48:00

TEVHİD Sözlük anlamı olarak tevhid: Birlemek, tekleştirmek, bir şeyin tek olduğu hakkında hüküm vermek, bir bilmek demektir.   Terim olarak ise: Allah’ı zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde tek kabul etmek, eşi ve benzeri olmadığına iman edip ibadet ile de O’nu birlemektir. Yani  ibadeti O’ndan başkasına yapmamak ve yalnız O’na tahsis etmektir.    “De ki; O Allah bir’dir. O Allah samed’dir. Her şeyin kaynağı ve yaratıcısıdır. Hiç kimseyi doğurmamıştır. Hiç kimse O’nu doğurmamıştır. O’na benzeyen hiçbir şey de yoktur.” (İhlas suresi, 1-4) “Allah ile birlikte başka bir ilah edinip tapma. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur.”  (Kasas, 88) “İşte, Rabbiniz, Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. O her şeyi yaratandır.  O her şeye vekildir.  Gözler O’nu görmez,  O bütün gözleri görür.  O latiftir -her şeyden-  haberdardır.  (En’am, 102 - 103)   İslam dininin en temel esası tevhiddir. Tevhid kelimesi ise, La ilahe illallah’tır. Manası: Allah’tan başka ilah yoktur, yani bütün kainatta Allah’tan başka ibadet edilmeye, O’nun dışında mutlak olarak itaat edilmeye ve boyun eğilmeye layık kimse yoktur.  Dikkat etmek gerekir ki kelime-i tevhid önce Allah’tan başka diğer ilahları reddetmekle başlıyor. Müslüman, önce Allah’tan başka bütün ilahları reddetmeli ve sadece ilah olarak Allah’ı kabul etmelidir. Kur’an-ı Kerim baştan sona kadar tevhid’den söz etmektedir. Bütün peygamberler tevhid’i ikame etsinler diye gönderilmişlerdir. Kur’an’a  baktığımız zaman, bütün peygamberlerin üzerinde ısrarla durdukları ve insanların kavramaları i&cce... Devamı

İslam Nedir?

2009-12-09 19:43:00

İSLÂM İslam kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. Allahü Teala’nın emirlerine teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir. Terim anlamı; Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve amelî bir nizamdır. İslam, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahî bir kanundur.                                  İslam’ın manası, teslim olmaktır; Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olmak. Allah’ın hükümlerine teslim olmaksızın İslam olmaz. (Bkz. En’am, 162 ve  Nisa, 65) İnsan, Allah’ın yarattığı kuldur. Allah, ilmiyle her şeyi kuşattığından ve hikmet sahibi olduğundan kulluğun gereği, O’na teslim olmaktır. Hayatın kanunları insanın Allah’a teslim olmasını gerektirir. Çünkü bu kanunları da, insanı da en iyi bilen, Allah’tır.  Hz. Ali’nin de dediği gibi “İslam teslimdir, teslimiyettir.” Allah’a teslim olmayan kimse, müslüman sayılmaz. İnsan neye teslim olmuşsa ona kul olmuş demektir. İslam, imanın bir tezahürü, dışa yansımasıdır. İman etmeden teslimiyet, yani imansız İslam olur mu? Olsa bile makbul değildir. Münafıklar inanmadan teslimiyet gösteren insanlardır. Günümüzde de gerektiği şekilde iman etmediği, Allah’ın hükümlerini içine sindiremediği, başka ideolojileri (dinleri) benimsediği halde kendilerini “müslüman” olarak tanıtan insanlar bu sınıfa girerler. İslamiyetin (teslimiyetin) geçerli olabilmesi için gönül rızasıyla, kayıtsız ve şartsız tam bir teslimiyetle Allah’ın şeriat... Devamı

İman Nedir?

2009-12-09 19:37:00

İMAN Lügat anlamı, doğrulamak, tasdik etmek, bir kimseye veya bir şeye inanıp güvenmek demektir. Terim olarak, İslam’ı kabul etme, inanılması gerekli olan esaslarına inanma; Allah’ın varlığını, birliğini ve peygamberliği, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah tarafından haber verdiği kesinlikle bilinen şeyleri irade ve isteği ile gönülden doğrulamaya iman; bunlara gönülden inanıp, diliyle söyleyen ve gereklerini yerine getirmeye çalışan kimseye de mü’min denir. İman, inkâr ile kalpten çıkınca, insan kâfir olur. İmanın ilk derecesi kelime-i tevhiddir; İslam’ın temeli budur. İman edilecek şeylerin hepsine toptan iman etmeye  icmâlî iman denir. Allah Rasülü buyuruyor: “Kim ‘Lâ ilâhe illâllah (Allah’tan başka ilah/tanrı yoktur) derse, cennete girer.”  İman edilecek şeylerin hepsine geniş bir şekilde iman etmeye  tafsîlî iman  denir. İmanın olgunluğa ermesi için tafsîlî iman gerekir; bu da üç kısımdan ibarettir: 1- Allah’ın varlığına ve birliğine, tek yaratıcı ve mâbud olduğuna, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve rasülü olduğuna, ahiret gününe kesinlikle inanmak,  2- “Amentü” esaslarına, yani Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak (Nisa, 136),  3- Kur’an ve sünnet ile bildirildiği kesin olarak bilinen ve tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelen  haber  ve  hükümlerin  hepsine  geniş  biçimde, ayrı ayrı inanmak. İman edilmesi gereken amelî hükümler, yani namaz, oruç, hac, zekât gibi farzların, helal ve haram olan şeylerin hepsine inanmak, onları doğrulamak imanın üçüncü derecesine girer. Tafsîlî iman geniş kapsamlı ve daha sağlam olanıdır. (Bakara, 177) Müslüman olmayan bir kimse, icmâlî iman ile müslüman olur; tafsîlî iman ile olgunlaşır.  İman etmek görüldüğü gibi zor değildir; ancak, mü’min kalmak ve mü’min olarak ölmek çok kolay değildir. Bu zorluk, özellikle İslam’ın hâkim olmadığı ve haramların alabi... Devamı

İmam-Hatip Okulları

2009-12-07 00:41:00

İmam-Hatip Liselerine Niçin ve Kimler Karşı Olur? İmam-Hatip Okulunun içerisi zaten boşaltılmıştır.Adından dahi tiksinenler vardır. Bunlar: Müslüman olmayanlar. Laik ve Demokrat geçinenler. Kemalist görenenler. Batının bataklığına batan kişiler. Dini öğrenmemiş,öcü gibi görenler. İslamı Kaynağından değil,insanlarda arıyanlar. Soruyorum,Neden referandum yapmıyorlar?.İsviçre kadar olamıyorlarmı?.Madem demokrasi(Halk Yönetimi) diyorlar.Halka neden sormuyorlar?.Bu ülkenin %99 dokuzu müslüman diyeceksin.İslamı eve veya camiye hapsedeceksin.Kamusal alanı Firavun yapılı,ateist zihniyetli insanlara bırakacaksın.ondan sonrada insan haklarından bahsedeceksin,Buna ahmaklar dahi gülerler. Anne-Baba çocuğa islamı öğretecek, Okul ise tersini öğretecek. Çocuk psokolojik bunalım geçirecek. Orta öğretimde.üniversitede islamı yaşamıyacak. Sonrada Hürriyetten bahsedecekler.Yutulmaz bu… Dinsel devlet kurulacağından korkanlar.Gayri islami hayat yaşamayı tercih edenlerdir.İmam-Hatiplilere yapılan zulüm mutlaka son bulacaktır.İmam-Hatip okulları sadece mesleki,yani imam yetiştirme okulları değildir.Her müslüman Dinini öğrenmek zorundadır.İmam-Hatip okulları kapatılmalı.Ancak,Bütün okullarda din öğretilmeli,Kuran dersleri verilmeli.Tamam böyle olursa kabul görür.Dine Uzanan eller bir gün kırılacaktır. ... Devamı

İman söz konusu olmadan İslâm olmak

2009-12-03 10:50:00

İman söz konusu olmadan İslâm olmak(İbni Teymiyye,7.cilt)      Şanı Yüce Allah şu buyruğunda iman söz konusu olmaksızın, İslâm'dan söz etmektedir:"Bedeviler, "iman ettik" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, fakat İslâm olduk deyiniz. Çünkü iman sizin kalbinize henüz girmemiştir. Eğer Allah'a ve Rasûlüne iman ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez." (Hucurat, 14)Buhârî ile Müslim'de Sad b. Ebî Vakkas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:Allah'ın peygamberi (salât ve selâm olsun) bir grup kimseye bir şeyler verdi. Bir rivayette bir mal paylaştırdı ve bunlar arasında birisine hiçbir şey vermedi. Halbuki herkesten çok benim gözümü dolduran kişi oydu. Ben:"Ey Allah'ın Rasulü" dedim, "filana niye bir şey vermedin?""Allah'a yemin ederim ki ben onun mü'min olduğunu görüyorum."Rasûlullah (s.a.v):"Veya müslümandır" buyurdu.Ben sözümü üç defa söyledim. Hz. Peygamber de buyruğunu üç defa tekrarladı. Daha sonra şunları söyledi:"Ben başkasını daha çok sevdiğim halde, birisine bir şeyler veririm. Buna sebep ise Allah'ın o kimseyi yüzüstü cehenneme yıkmasından korkumdur." (Buhârî, İman, 19; Ebû  Dâvûd, Sünne, 15; Nesâî, İman, 7.)Bir diğer rivayette de şu ifadeler yer almaktadır:"Bu sefer boynum ile kollarım arasına vurarak 'Ey Sa'd sen katil mi olmak istiyorsun' buyurdu." (Bu ziyadenin kaynağını tesbit edemedik.)Yüce Allah'ın imanın kalblerine girmediğini belirttiği bu kimselerin İslâm oluşları, acaba sevap alacakları bir İslâm mıdır, yoksa münafıkların müslüman olmaları türünden bir İslâm mıdır?Bu konuda öncekilerin de sonrakilerin de meşhur iki görüşü vardır: Birincisine göre:Bu, kendisi dolayısıyla sevab alacakları, onları küfürden ve münafıklıktan çıkartan bir İslâm'dır, şeklindedir. Bu görüş Hasen, İbn Şirin, İbrahim Nehai, Ebû Cafer Bakır'dan rivayet edilmiştir. Aynı zamanda bu Hammad b. Zeyd'in, Ahmed b. Hanbel'in, Sehl b. Abdullah Tüsteri'nin, Ebû Talib Mekki'nin hadis ve sünnet ehli ile hakikat ehli birçok ... Devamı

İmanın artışını bilmenin yolları

2009-12-03 10:47:00

İmanın artışını bilmenin yolları(İbni Teymiyye,7.cilt)      Allah'ın emrettiği ve Allah'ın mü'min kullarında görülen imanın artışını birkaç yolla bilmek mümkündür.Bunlardan birisi:Mü'minlere emredilen genel ve tafsili hükümlerdir. Şüphesiz Allah'a ve Rasûlüne iman etmek, bütün insanlar üzerinde farzdır.Aynı şekilde her ümmetin peygamberlerinin kendilerine vermiş olduğu emirleri yapmaları ve genel olarak onlara bağlı kalmaları da farzdır.Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerîm'in nüzulünün tamamlanmasından sonra farz olan şeyler, işin ilk başında farz değildi. Yine kulun birisine Allah'ın Rasûlünün haber verdiği şeylerden ötekine göre daha başka ve ona ulaşmamış olan haberler kendisine ulaşmışsa, o takdirde her kulun tafsilâtlı olarak Rasûlün haberinden iman etmesi gereken şeyler arasında da farklılık olur.Kur'an-ı Kerîm'i, Sünnet'i ve bunların anlamlarını bilen bir kimsenin, başkaları için zorunlu olmayan bir şekilde bütün bunlara tafsilâtlı olarak iman etmesi gerekir. Eğer bir kimse zahiren ve bâtınen Allah'a ve Rasûlüne iman ederse, sonra da dinin şer'î hükümlerini bilmeden önce ölürse iman edilmesi gereken şeylere iman etmiş bir mü'min olarak ölür. Bununla birlikte onun üzerine iman etmesi gereken şeylerle onun yaptıkları hiçbir şekilde şer'î hükümleri bilip onlara iman eden ve gereklerince amel eden kimsenin imanı gibi değildir. Aksine böyle bir kimsenin imanı, hem vücub ve hem de ondan meydana gelen olgu bakımından daha mükemmeldir. Onun üzerinde vacib olan iman daha kâmil ve ondan meydana gelen de daha mükemmeldir.Yüce Allah'ın:"Bugün sizin için dininizi tamamladım." (Mâide, 3)Buyruğunda kastedilen şey, emir ve nehiyle ilgili teşriî hükümlerdeki mükemmelliktir.Yoksa, ümmetin her ferdi üzerine vacib olan, ümmetin geri kalanı üzerinde de vacib ve onlar da bunları yapmıştır, anlamına gelmez.Hatta Buhârî ile Müslim'de Peygamber (s.a.v) kadınları akıl ve din açısından eksik olmakla nitelendirmiş ve akıllarının eksikliğini iki kadının şahitl... Devamı

İmanın artması ve eksilmesi

2009-12-03 10:36:00

İmanın artması ve eksilmesi(İbni Teymiyye,7.cilt)       Artıp eksilme sonucu imanda üstünlük birkaç türlü olabilir.1 - Zahîr amellerdir, insanların bu konuda birbirlerinden farklı oldukları açıktır. Bu tür amelleri artıp eksilebilir. Bu hususta artıp eksilmenin söz konusu olduğu, insanlar tarafından ittifakla kabul edilir. Fakat anlaşmazlık konuları bunun iman adının kapsamı içerisine girip girmediği hakkındadır.Girmediğini söyleyenler, "bunlar imanın meyveleridir ve gereğidir" derler. Bu bakımdan onlar bu amelleri mecazen imanın kapsamına sokmuş olurlar. Onlara göre imanın artıp eksilmesinin anlamı budur. Yani imanın meyvelerinde artış ve eksilme söz konusu olur. Buna karşılık olarak şöyle denilir:Bunların imanın gereklerinden olduğu daha önceden açıklanmıştı. Zahîri bir söz ve amel olmadığı sürece, kalpte tam bir imanın olması imkânsızdır.Bunların imanın gereği veya imanın bir kısmı olmasına gelince, bu da iman lafzının tek başına veya İslâm ve amel lafzıyla bir arada kullanılmasına göre değişiklik gösterir. Nitekim bu hususu daha önce açıklamıştık.Artışın zahîr olan amelde olup onun gereğinde ve muktezasında olmadığı hakkındaki sözleri ise yanlıştır. Çünkü artışın sebebi eşyadır. Bunların gereği ise, özleri itibariyle aralarında üstünlük olmasıdır. Aksi takdirde gerektirici sebepler birbirinin aynı olursa, bunların gereği ve muktezasının da aynı olması gerekir, insanların zahîri amellerdeki farklılık ve üstünlükleri, bunun gereğinde de birbirinden üstün olmasını gerektirir, işte bundan şu husus açıkça ortaya çıkmaktadır:2 - İmanın artıp eksilmesinin ikinci yönü kalbî amellerin artıp eksilmesidir. Her mü'minin zevk yoluyla bildiği bir husus şudur:Allah'ı ve Rasulünü sevmek, Allah'tan korkmak, Allah'a yönelmek, Allah'a tevekkül etmek, amellerini onun için ihlâsla yapmak, kalblerin riya, kibir, kendini beğenmek ve benzeri hususlardan uzak durması, insanlara karşı merhametli olmak, onlara samimi olarak öğüt verme... Devamı

Münafıklarla kâfirlerin ayrıldığı bazı noktalar

2009-12-03 10:26:00

Münafıklarla kâfirlerin ayrıldığı bazı noktalar(ibni Teymiyye,7.cilt)Ben derim ki:Mürcie'nin Hz. Peygamber'in Cariye ile ilgili olarak:"Onu azad et, çünkü o mü'minedir" sözünü delil göstermelerine gelince, bu onların ileri sürdükleri ünlü delillerden birisidir.İbn Küllab da bunu delil göstermiştir. O şöyle derdi:İman hem kasdi hem sözlü ikrardır. Onun bu sözü, gerçeğe ve ona uyanların görüşlerinden daha yakındır. Fakat gösterilen bu hadiste onların lehine delil yoktur. Çünkü dünyada İslâm'ın hükümlerinin uygulanmasına sebep olan dış görünüşteki iman, ahirette kişiyi mutlu kimseler arasına katan içteki imanı gerektirmez. Çünkü kendilerinden:"Allah'a ve ahiret gününe iman ettik. Halbuki onlar mü'min değildirler" (Bakara, 8)  diye söz edilen münafıklar görünüşte mü'min idiler, insanlarla beraber namaz kılarlar, oruç tutarlar, hacca giderler ve savaşa çıkarlardı.Müslümanlar onlara kız alıp verirler ve karşılıklı olarak miras alırlardı. Nitekim Peygamber (s.a.v) döneminde münafıklar böyleydi. Peygamber (s.a.v) münafıklara, evlilik veya miras gibi konularda, küfürlerini açığa vuran kâfirler konusundaki hükümleri uygulamamıştır.Meselâ Abdullah b. Ubeyy b. Selül -ki insanlar arasında münafıklığı en ünlü olan kimseydi- ölünce, oğlu Abdullah mü'minlerin en hayırlılarından olduğu halde, ona mirasçı olmuştur. Diğer taraftan mü'min mirasçılar, münafıklar arasından ölen diğer kimselerin mirasını alırlardı. Aralarından birisi öldüğü takdirde de, diğer müslümanlarla birlikte onlar da ona mirasçı olurlardı.Fakihler zındıklığını gizleyen münafığın miras alıp mirasının alınması konusunda farklı iki görüş ortaya atmıştır. Doğrusu, ondan miras alınacağı ve onun da miras alacağıdır. Aslında onun münafık olduğu bilinse bile, bu böyledir.Nitekim Peygamber (s.a.v) döneminde ashabın durumu da böyleydi. Çünkü mirasın temeli kalblerdeki sevgi değil, görünüşteki dostluk ve sevgi bağıdır. Çünkü miras buna bağlı olarak kabul edilecek olursa, bunun bilinmesine imkân yoktur. Hik... Devamı

Üç sınıf insan

2009-12-03 10:22:00

Üç sınıf insan (İbni Teymiyye,7.cilt)       Bakara sûresi Kur'an-ı Kerîm'in zirvesidir. Denildiğine göre Medine'de ilk nazil olan sûre budur. Şanı Yüce Allah, mü'minlerin niteliklerini, başındaki dört ayetle, kâfirlerin niteliklerini iki ayetle ve münafıkların niteliklerini de on küsur ayetle açıkladı. Böylelikle Peygamber (s.a.v)'in Medine'ye hicret ettiği andan itibaren insanlar üç sınıf oldu. 1 - Ya mü'min, 2 - ya küfrünü açıkça ortaya koyan kâfir 3 - veya münafık. Yani Mekke'dekinden farklı bir durum ortaya çıktı. Çünkü orada münafık yoktu. Bu bakımdan Ahmed b. Hanbel ve başkaları şöyle demiştir: Muhacirlerden münafık bir kimse yoktur. Münafıklık Ensar'dan olan birtakım kabileler arasındaydı. Çünkü Mekke kâfirlerindi ve kâfirler orada egemendiler. Dolayısıyla ancak mü'min olan bir kimse iman edip hicret etmiştir. Dolayısıyla ortada münafıklık yapmayı gerektirecek bir durum yoktu. Medine'de ise güç ve kuvvet sahibi olanlar iman etti. Burada mü'minler Ensâr sayesinde güçlendiler ve kendilerini koruyabildiler. Açıkça imanını ortaya koymayan kimseler, bundan dolayı rahatsız oldular. O bakımdan münafıklar kalbleri iman etmediği halde, inanıyor görünmek gereğini duydular. Şanı Yüce Allah, Bakara sûresinin başında da, ortasında da, sonunda da bütün peygamberlerin bütün getirdiklerine iman etmeyi söz konusu etti. Bakara'nın baş tarafında az önce gördüğümüz buyrukları indirdi, ortalarında şöyle buyurdu: "Deyin ki: Biz Allah'a ve bize indirilene İbrahim'e, İsma... Devamı

''Kelâm" kelimesi üzerine

2009-12-03 10:17:00

"Kelâm" kelimesi üzerine (İbni Teymiyye,7.cilt) Yüce Allah Kur'an-ı Kerîm'i arap diliyle indirdiğine göre ve arablar tasdik, tekzib ve buna benzer kelimeleri ancak hem bir söz, hem bir anlam ifade eden şey hakkında veya bir anlama işaret eden şey hakkında kullanılışından başka bir kullanma şekli bilmemektedirler. İşte bu bakımdan Yüce Allah dilleriyle tasdik etmedikçe mücerred olarak kalblerinde bilmek ve tasdikte bulunmakla hiçbir kimsenin Rasulleri tasdik etmesini kabul etmemiştir. Yine Arab dilinde şöyle bir ifade kullanılamaz: Kalbi ile onun doğru, ya da yalancı olduğunu bilmekle birlikte buna ilişkin bir şey söylemiyorsa, filan kişi filanı tasdik ediyor veyahut da yalanlıyor denilemez. Nitekim eğer söz yahut işaret veya bunlara benzer bir şey onunla birlikte olmaksızın ve bunlardan mücerred olarak kalb ile bir talepte bulunacak olursa, o kimse için emir verdi veya yasakladı denilemez. Peygamber (s.a.v): "Bizim bu namazımızda insan sözünden herhangi bir şey söylemek uygun değildir..."(Nesâî, Sehv, 20; Müsned, V, 447,448) ve "Şüphesiz ki Allah dilediği emri verir. Onun verdiği emirlerden birisi de namazda konuşmayınız şeklindedir" (Buhârî, Tevhid, 42; Ebû Dâvûd, Salât, 166; Nesâî, Sehv, 20, Kusüf,16) buyurduğundan dolayı, ilim adamları herhangi bir sebep yokken bilerek konuşan kimsenin namazının batıl olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Yine bütün ilim adamları kalbte varolan dünyevî birtakım işlerin tasdik edilmesinin ve talep edilmesinin namazı ibtal etmediği üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak bunları konuşup söylemenin namazı iptal edeceğini kabul etmişlerdir. Böylelikle müslümanların, bu şekilde kalpten geçen şeylerin söz (konuşmak) o... Devamı

Cehm'in görüşleri ve karşı tavırlar

2009-12-03 10:12:00

Cehm'in görüşleri ve karşı tavırlar (İbni Teymiyye,7.cilt) Ebû'l-Hasan el-Eş'arî, İman hususunda Cehm'in görüşünü desteklemiştir. Fakat bununla birlikte o imanda istisnada bulunmak hususunda ehl-i sünnetten nakledile gelmiş bulunan meşhur görüşü desteklemekte ve: "İnşaallah ben mü'minim" demeyi kabul etmektedir. Çünkü o ehl-i kıbleden hiçbir kimsenin küfürle suçlanmaması ve onların cehennemde sonsuzca kalmayacakları, haklarında şefaatin kabul edileceği görüşünü kabul etmiş, bu ve benzeri hususlarda ehl-i sünnetin kanaatini desteklemiştir. O, her zaman için hadis ehli ile başkaları arasındaki anlaşmazlık konusu olan meselelerde hadis ehlinin görüşünü destekler. Ancak onların görüşlerinin kaynaklarını iyi bilen birisi değildi. Bu bakımdan onları, kendisinin başkalarından alıp benimsediği ve esas diye kabul ettiği şeylere uygun olarak destekler. Bundan dolayı her iki tarafın da kabul etmediği hususlarda -iman meselesinde yaptığı ve istisnayı desteklemekle birlikte aynı zamanda Cehm'in görüşünü desteklediği gibi-çelişkilere düşmüştür. Bu bakımdan biraz sonra da kaydedeceğimiz gibi, istisna hususunda mezhebinin görüşünü kabul eden pek çok kimse ona muhalefet etmiştir. Yine görüşünü kabul edenlerden pek çok kimse bu hususta Cehm'in görüşünü desteklemek konusunda ona uymuştur. Kelâm kitaplarından başka kitapların, selef ve sünnet imamlarının bu konuda söylediklerini bilmeyen kimseler, onların zikrettikleri görüşlerin ehl-i sünnetin görüşleri olduğunu söylerler. Halbuki sünnet imamlarından herhangi birisi böyle bir görüş belirtmemiştir. Hatta Ahmet b. Hanbel, Vek... Devamı

"İman" kelimesi "tasdik" kelimesinin eş anlamlısı değildir

2009-12-03 10:06:00

"İman" kelimesi "tasdik" kelimesinin eş anlamlısı değildir (İbni Teymiyye,7.cilt) Eğer "iman" kelimesiyle mücerred tasdikin kastedildiği kabul edilecek olursa, bu ancak bir karine ile birlikte söz konusu olur.O takdirde bunun da mecaz olması gerekir. Bu zorunlu olarak bilinen bir şeydir. Kur'an ve hadisi gereği gibi düşündüğümüz takdirde üzerinde tartışmaya girişmemize imkân yoktur. Durum "iman" kelimesinin sözlükte tasdik ile eş anlamlı olmasının aksinedir. Şâriin bu kelimeyi değiştirmediği ve başka bir anlama nakletmediği, aksine onunla dilcilerin herhangi bir tahsis ve bir kayıtlama söz konusu olmaksızın bu kelime ile kastettiğini murad ettiği iddiasına gelince: Böyle iki önermenin herhangi birisini kesin olarak kabul etmemize imkân yoktur. O bakımdan bu yakîn olan bir şeye zıdlık teşkil etmemektedir. Her iki önermenin de ayrı ayrı doğru olmadığı ve en tutarsız iddialardan olduğu bilindiğine göre, nasıl bir çelişki teşkil edebilsinler? Yine namaz, oruç, zekât ve hac kelimelerinin şer'i namaza, şer'i oruca, şer'i hacca delâletleri söz konusu olmaksızın, "iman" kelimesinin bize emrolunmuş amellere delâlet ettiği ileri sürülemez, ister şârii iman lafzını nakletmiş ister ismi kastetmekle birlikte örf sahibi kimseler bu gibi tasarrufta bulunmuş, ister ismi mutlak olarak değil, kayıtlı olarak kullanıp hitabta bulunmuştur, mutlak değil denilsin. Namaz ve hac gibi ibadetlerin bir kısmı terkedilecek olursa, imanın aksine o ibadet bâtıl olur. Fakat iman mücerred günah ile ashaba, ehl-i sünnet ve'l-Cemaata göre bâtıl olmaz denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Eğer "bâtıl olmak" ile anlatılmak istenen, kişinin bütünüyle o konudaki sorumluluktan kurtulamay... Devamı

Kitap, Sünnet ve Arap dilinde söz

2009-12-03 09:59:00

Kitap, Sünnet ve Arap dilinde söz (İbni Teymiyye,7.cilt) İşte bundan dolayı Arap dilinde, hatta Arabların dışındakilerin dillerinde de "kelam" ve "kelime" sözcükleri ancak mukayyed söz hakkında kullanılmıştır. Bu ise ister isim, ister fiil, isterse -üçüncü bir tür olduğu kabul edilecek olursa- nida cümlesi olsun, tam olan her bir cümledir. Mücerred isim, fiil, ya da bir anlam ifade eden harf ise, ne isim, ne de fiil dir. Arab dilinde bunlara sadece "kelime" denilir. Buna "kelime" denilmesi de nahvî bir ıstılahtır, tıpkı bazı kelimelere "fiil" adını vererek bunu mazi, muzari ve emir gibi kısımlara ayırmalarında olduğu gibi. Arablar ise hiçbir zaman bir kelimeye "fiil" adını vermezler. Nahivciler bunu bir ıstılah olarak benimsemişler ve lafza medlulünün adını vermişlerdir. Geçmiş bir zamanda bir fiilin meydana gelişine işaret eden lafza "mazi fiil" adını verdiler. Diğer fiiller de bu şekildedir. Aynı şekilde Kitab ve Sünnet'te, hatta nazım ve nesriyle arab dilinde "kelime" sözcüğünün kullanıldığı hallerde de durum böyledir. Bununla nahivcilerin "tam bir cümle" adını verdikleri bir anlam ifade eden sözler kastedilir. Şanı Yüce Allah'ın şu buyruklarında olduğu gibi: "Allah evlat edindi diyenleri kendilerine isabet edecek kötü akıbetleri ile uyarmak için (o dosdoğru kitabı indirdi). Buna dair ne onların ne de babalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu "kelime" ne büyüktür. Onlar ancak yalan söylerler." (Kehf, 5) "Kâfirlerin kelimesini alçaltmıştı. Allah'ın kelimesi ise en yüce olandır." (Tevbe, 40) "Bizimle sizin aranızda eşit olan bir "kelime"ye ge... Devamı

Hakikat ve Mecaz

2009-12-03 09:48:00

Hakikat ve Mecaz (İbni Teymiyye,7.cilt) Yüce Allah'ın ve Rasûlünün sözünde olduğu gibi, herkesin sözünde de kelimenin işaretinin mutlak ve mukayyed gibi türleri hakkında verilen açıklamalar açık ve anlaşılırdır. Bunun reddedilmesine imkân yoktur. Fakat: iman lafzının amellere delaleti bir mecazdır. Hz. Peygamberin: "İman seksen, yahut yetmiş küsur şubedir. Bunun en üstünü la ilahe illallah, en aşağısı ise yolda gidip gelenleri rahatsız edici şeyleri kaldırmaktır" (Buhârî, İman, 3; Müslim, İman, 57, 58; Ebû Dâvûd, Sünne, 14; Tirmizî, İman. 16) sözü bir mecaz, "İman Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve rasullerine inanmandır..." (Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1, 5.) buyruğu ise bir hakikattir. Bu iddia Mürcie'nin, Cehmiyye'nin ve Kerramiye ile amelleri iman adının kapsamı içerisine sokmayan herkesin dayanağını teşkil etmektedir, diyerek buna itiraz edilirse, böyle bir itiraza, birincisi gerçek ile mecaz kelimeler hakkında genel bir açıklamayla ilgili, ikincisi ise bu konuya has bilgileri içerecek iki ayrı cevap veririz. Bunlardan birisinin mecaz kabul edilmesi halinde, bu mecazdan kastedilmesi gereken hakikatin ne olması gerektiği araştırılmalıdır. Acaba bu hakikat mutlak olanmıdır, yoksa mukayyed olan mıdır? Yoksa her ikisi de, iman lafzı mutlak olarak kullanılacak olursa, neye hamledileceğinin bilinebilmesi için hakikat midir? Bunun için önce şöyle denilir: Anlamlarına işaret eden kelimeleri "hakikat ve mecaz" kısımlarına ayırmak ve hakikat ve mecaz kelimesi medlul veya işaret hakkında kullanılacak olursa bunların işaret ettikleri şeyi veya bu kelimelerle işaret edilen anlamları kısımlara ayırmak. Şunu belirtelim ki, bütü... Devamı

Zulüm ve şirk

2009-12-03 09:39:00

Zulüm ve şirk (İbni Teymiyye,7.cilt)  Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Şirk, bu ümmet arasında, karıncanın ayak seslerinden bile daha gizlidir." (Müsned, IV, 402) İbn Abbas ve arkadaşları şöyle der: Küfürden aşağı küfür, zulümden aşağı zulüm, fısktan aşağı fısk vardır. Aynı şekilde ehli sünnet alimlerinden Ahmed b. Hanbel ve başkaları da, Allah'ın izniyle daha sonra zikredeceğimiz gibi, böyle demişlerdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler. Meryemoğlu Mesih'i de. Halbuki kendilerine yalnız tek ilah olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Tevbe, 31) İmam Ahmed, Tirmizî ve daha başkalarının rivayet ettiği, uzunca ve hasen bir hadis olan Adiyy b Hatim'in rivayet ettiği hadiste, şöyle denilmektedir: Adiyy b. Hatim henüz hıristiyan iken, Peygamber (s.a.v) 'in huzuruna varmış, onun bu ayeti kerîmeyi okuduğunu işitmişti. Adiyy diyor ki: "Ben ona: Biz onlara ibadet etmiyoruz, deyince şöyle buyurdu: "Onlar Allah'ın helâl kıldığını haram kılarken, siz de öylece haram bellemiyor musunuz? Allah'ın haram kıldığını helâl kılarken siz de helâl bellemiyor musunuz? diye sordu". Adiyy diyor ki: Ben evet deyince o da: "işte onların (din adamlarına) ibadetleri budur." (Tirmizî, Tefsir, 9. sure, 10) Ebu'l-Bahteri de böyle söylemiştir: Onlar (yahudi ve hıristiyanlar), onların huzurunda onlara namaz kılmıyorlardı. Şayet Allah'tan başka kendilerine ibadet etmelerini emredecek olsalardı onlara itaat etmezlerdi. Fakat onlara emirler vererek Allah'ın helâl kıldığı şeyi haram, haram kıldığı şeyi de h... Devamı

Nefse zulüm

2009-12-03 09:36:00

Nefse zulüm (İbni Teymiyye,7.cilt) Nefse zulüm de bu türdendir. Mutlak olarak kullanıldığı takdirde bütün günahları kapsar. Çünkü: Günah: kulun kendi kendisine yaptığı bir zulümdür. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bu sana anlattıklarımız, o şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kimi halâ ayakta, kimi biçilmiş ekin gibi olmuştur. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. Rabbinin emri gelince, Allah'tan başka çağırdıkları ilahlar, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı ve onların ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı." (Hûd, 100-101) Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Hani Musa kavmine, 'Ey kavmim! Siz gerçekten buzağıyı mabud edinmekle nefislerinize zulmettiniz. Yaradanınıza tevbe ediniz...'demişti." (Bakara, 54) Hz. Musa'nın bir adamı öldürmesiyle ilgili olarak da şunları söylediği belirtilmiştir: "Rabbim, nefsime zulmettim, beni bağışla" (Kasas, 16) Belkıs de şöyle demişti: "Rabbim ben nefsime zulmetmişim, (artık) Süleyman ile birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml, 44) Adem (a.s) ele şöyle demişti: "Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve merhamet etmezsen, herhalde zarara uğrayanlardan oluruz."  (A'raf,23) Diğer taraftan nefse zulmetmek bazı günahlarla birlikte de söz konusu edilebilir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "Çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman..." (Al-i İmran, 135) Yüce Allah'ın şu buyruğunda da böyledir: "Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan mağfiret diler... Devamı

Masiyet, füsûk, küfür kelimeleri

2009-12-03 09:31:00

Masiyet, füsûk, küfür kelimeleri (İbni Teymiyye,7.cilt) Masiyet, Füsûk ve Küfür kelimeleri de bu şekildedir. Mutlak olarak Allah'a ve Rasûlüne masiyetten söz edildiği takdirde, küfür ve füsûk da bunun kapsamına girer. Yüce Allah'ın şu buyruklarında olduğu gibi: "Kim Allah'a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Orada ebedi kalacaktır." (Cinn, 23) Bir başka yerde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İşte Ad kavmi. Rablerinin ayetlerini bilerek inkâr ettiler, peygamberlerine asi oldular, inatçı her zorbanın emri ardınca gittiler." (Hud, 59) Burada Ad kavmi, peygamberleri Hûd'a isyan ettikleri için, onların isyanları mutlak olarak ele alınmış ve tür olarak rasullerin tümünü yalanlamak masiyeti şeklinde değerlendirilmiştir. Bu bakımdan, tür olarak rasullere karşı gelen kimsenin isyanı, şu sözleri söyleyenlerin masiyetlerini andırmaktadır: "Fakat biz o peygamberi yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz, dedik" (Mülk, 9) Yine bütün rasulleri yalanlayan kimselerin masiyeti, yalanlayıp yüz çeviren (tevelli eden) kimsenin masiyeti gibi değerlendirmiştir. Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Ona hakkı yalanlayan ve yüz çeviren (tevelli) bedbahttan başkası girmez." (Leyl, 15-16) Yani oraya hayrı kabul etmeyen ve emre itaatten yüzçeviren kişiler girecektir, insanlar, rasullarin verdikleri haberleri tasdik etmek ve emirlerine itaat etmekle yükümlüdürler. Firavun hakkında da şöyle buyurmuştur: "O, yalanladı ve isyan etti." (Naziat, 21) ... Devamı

Küfür ve nifak kelimeleri

2009-12-03 09:27:00

Küfür ve nifak kelimeleri (İbni Teymiyye,7.cilt) "Küfür" ve "Nifak" sözcükleri de bu türdendir. Küfür tek başına ve ahiretteki tehdit hakkında söylendiğinde, onun kapsamına münafıklar da girer. Yüce Allah'ın şu buyrukları buna örnektir: "Kim imanı inkâr edip kâfir olursa, şüphesiz bütün ameli boşuna gitmiştir ve o ahirette en çok zarara uğrayanlardandır." (Mâide, 5) "Kim Allah'ı, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, artık o muhakkak ki uzak bir sapıklıkla sapmış olur"  (Nisa, 136) "Ona hakkı yalanlayan ve (imandan) yüz çeviren bedbahtlardan başkası girmez" (Leyl, 15-16) "İçine (kâfirlerden) her bir grup atıldığında onlara bekçileri sorar: Korkutucu bir peygamber gelmedi mi size, Onlar: "Evet gerçekten bize bir korkutucu geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz" dedik derler." (Mülk, 8-9) "Kâfirler bölük bölük cehenneme sürüldüler. Oraya geldikleri zaman, cehennemin kapıları açıldı ve bekçileri onlara şöyle dedi: "Kendi aranızdan Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılayacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?" "Evet, geldi" dediler. Ama kâfirlere azab sözü hak oldu. "O halde içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüymüş"denildi" (Zumer, 71-72) "Allah'a yalan iftira eden veya kendisine hak gelince onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehenne... Devamı

İyilikler ve kötülükler

2009-12-03 09:21:00

İyilikler ve kötülükler (İbni Teymiyye,7.cilt) Bu bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır." (Bakara, 286) O bakımdan insan her ne yaparsa yapsın ya aleyhine veya lehinedir. Eğer o yaptığı şey emrolunduğu şeylerdense lehinedir, aksi takdirde aleyhine olur. Nefis doğal olarak hareket halindedir, asla sükun bulmaz. Fakat şanı Yüce Allah, söylemedikçe veya yapmadıkça mü'minlerin içlerinden geçen kötü şeyleri affetmiştir. içlerinden geçirdiklerine uygun olarak davranmak, onların yaptıkları işin ya emir veya nehiy kapsamında olmasını gerektirir. Şanı Yüce Allah mü'minlere bütün günahları kötü ve çirkin gösterdiğine, bütün itaatleri gerektiren imanı -insanların ittifakıyla ona zıt bir şey olmadığı takdirde- imanı mü'minlere sevdirdiğine göre... Çünkü Mürcie kalbte bulunan imanın itaate götürdüğüne ve bunu gerektirdiğine kanidir. Bu konuda anlaşmazlık çıkarmamaktadır, itaat de imanın semerelerinden ve sonuçlarındandır. Fakat Mürcie'nin anlaşmazlık halinde olduğu husus, imanın itaati kaçınılmaz olarak gerektirip gerektirmediği hususudur, iman her ne kadar itaate davet ediyor ise de nefis ve şeytandan ona karşı bir muarız olunmaktadır. Yüce Allah bütün mü'minlere bu muarızı çirkin gösterdiğine ve ondan tiksindirdiğine göre, itaati gerektiren bu muarızdan salim demektir. Aynı şekilde mü'minler bütün kötülüklerden tiksindiklerine göre geriye sadece iyilikler ve mubah şeyler kalır. Mubah şeyler ise ancak, onlar vasıtasıyla itaatlere karşı yardım alan iman ehline mubahtır. Yoksa Yüce Allah hiçbi... Devamı

Küfür, fısk ve isyan

2009-12-03 09:17:00

Küfür, fısk ve isyan (İbni Teymiyye,7.cilt) Muhammed b. Nasr el-Mervezî: İşlenen suçların bir kısmının küfür olması ve bir kısmının da küfrü içermesi dolayısıyla, bunların arasında fark bulunduğunu ve üç kısma ayrıldığını belirtmiştir. 1 - Bunların bir kısmı küfür, 2 - Diğeri fâsıklıktır ve 3 - Üçüncüsü de sadece isyandır. Bütün bunları mü'minlere hoş göstermediğini de haber vermiştir. Bütün itaatler iman kapsamına girdiğinden ve hiçbirisinin onun dışında olmadığından dolayı, aralarında hiçbir fark gözetmeyerek şöyle buyurmuş gibidir: O size imanı, farzları ve sair itaatleri sevdirmiştir. Ancak genel bir ifade ile sadece: "Size imanı sevdirdi" buyurmuş ve bunun kapsamına bütün itaatler girmiş olmaktadır. Çünkü O, mü'minlere namazı, zekâtı ve diğer itaatleri sevmeyi, dinin bir gereği kılmıştır. Çünkü Allah bu itaatleri onlara sevdirdiğini, kalplerinde süslediğini haber vermiştir. Çünkü o: "Size imanı sevdirdi" buyurmuştur. Bunun yanında mü'minler, hiçbir kötülüğü sevmez ve onlardan tiksinirler. Küfrü, fâsıklığı ve diğer bütün kötülükleri sevmemelerinin ve onlardan tiksinmelerinin nedeni, dinlerine olan bağlılıklarıdır. Çünkü şanı Yüce Allah onları bunlardan tiksindirdiğini bildirmiştir. Rasûlullah (s.a.v)'ın şu buyruğu da bunu ifade etmektedir. "Her kimin iyiliği kendisini sevdirir, kötülüğü de onu üzer ve rahatsız ederse, işte o mü'mindir." (Tirmizî, Fiten, 7 49; Nesâî, Zekât, 60) Çünkü Şanı Yüce Allah haseneleri mü'minlere sevd... Devamı

Tartışma Konusu Olan Hadisler

2009-12-03 09:12:00

SIHHATİ KONUSUNDA GÖRÜŞ AYRILIĞI BULUNAN BAZI HADİSLER/Tartışma Konusu Olan Hadisler.  (İbni Teymiyye,7.cilt)   Hadis-i Şerif Logatı <>Burayı Tıkla  İnsanların, sihhati (doğruluğu) konusunda anlaşmazlığa düştükleri bazı hadisler nakledilmiştir. Mesela; "Abdestsiz namaz olmaz." (İbn Mâce, Tahâre, 41'de; "Abdesti olmayanın namazı yoktur" anlamında.) "Allah'ın adını zikretmeksizin abdest alanın abdesti yoktur."  (İbn Mâce, Tahâre, 41)  Birinci hadis Hz. Peygamberin: "Taharetsiz (yani abdestsiz) namaz olmaz" (Buhârî, Vudû', 2; Müslim, Tahâre, 1; Ebû Dâvûd, Tahâre, 31) hadisi gibidir. Bu konuda müslümanlar arasında ittifak vardır. Namaz için abdest farzdır. Böyle bir durumda, kılınan namazın kabul edilmemesi, namaz için gerekli olan bir şeyin terkedilmesi dolayısıyladır. Abdest alırken Allah'ın adını anmanın gerekliliği konusunda ise, görüş ayrılıkları vardır. İlim adamlarının çoğunluğu, bunu vacib görmektedir. Bu da Mâlik'in, Ebû Hanife'nin, Şafiî'nin görüşüdür. İmam Ahmed'den gelen iki rivayetten birisi de böyledir. Hırkî, Ebû Muhammed ve başkaları bu rivayeti tercih etmektedir. İlim ehlinden küçük bir grubun savunduğu ikinci görüşe göre ise, Allah'ın adının anılması vacibtir. İmam Ahmed'den gelen diğer rivayet de bu şekildedir. Bu rivayeti Ebû Bekr Abdülaziz ile Kadı Ebû Ya'lâ ve arkadaşları tercih etmiştir. Peygamber Efendimizin: "Mescide komşu kimse, namazını mescidde kılmadıkça kabul olmaz" (Suyûtî, el-Câmiu's-Sagîr, "Lamelif" harfi.)&... Devamı

Öğüt ve Hatırlatma

2009-12-03 09:01:00

                Öğüt ve Hatırlatma   (İbni Teymiyye 7.cilt) "O halde eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver. Korkan kimse öğüt alır. Bedbaht olan da ondan kaçınır. O kimse en büyük ateşe girer." (A'la,9-12) Burada Yüce Allah kendisinden korkan kimsenin öğüt alacağını (tezekkür) haber vermektedir. Tezekkür ise, O'na ibadet etmeyi gerektirir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "O ayetlerini size gösteren ve gökten size rızık indirendir. Ancak (Allah'a) yönelen öğüt alır." (Mü'min, 13) "Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve ona ibret vermek için yaptık"(Kaf, 8) İşte bundan dolayı Yüce Allah'ın: "Korkan kimse öğüt alır" (A'la, 11) buyruğu hakkında müfessirler: Allah'tan korkan kimseler, bu Kur'an'dan öğüt alacaktır açıklamasını getirmişlerdir. Yüce Allah'ın: "Ancak (Allah'a) yönelen öğüt alır" (Mü'min, 13) buyruğu ile ilgili olarak da, ancak itaat yoluna dönenlerin öğüt alacağı şeklinde bir açıklama getirmişlerdir. Çünkü tam bir tezekkür (öğüt alıp hatırlama), tezekkür ettiği şeyden tam anlamıyla etkilenmeyi gerektirir. Çünkü sevilen bir şey hatırlanırsa o istenir, korkulan bir şey hatırlanırsa, ondan kaçılır. Yüce Allah'ın: "Onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, onlar iman etmezler" (Bakara, 6)buyruğu da bu türdendir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimsey... Devamı