Adalet Nedir?

2009-12-11 15:54:00

ADALET

 

Zulüm ve taşkınlığın zıddı olan adalet; her şeyi yerli yerine koymak, hak edenin hakkını vermek şeklinde tarif edilebilir. Bu sebepten toplumdaki dirlik ve düzen, ancak adalet sayesinde sağlanabilir. Toplumda kurulmuş olan dirlik ve düzenin devamı da, yine adaletle mümkündür.


  Adaletle ilgili olarak Nahl sûresinde şöyle buyurulur: "Muhakkak ki Allah; adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye Allah size öğüt verir."(Nahl, 90)


  İşte kesin bir ifade ile her insan için emredilmiş olan adalet; yaşantı haline getirilmesi gereken ahlâkî bir değerdir. Bu açıdan her insanı ilgilendirir. İnsanın adaleti yaşantı haline getirmesi demek: hangi işi yapıyorsa, o işi hakkıyla yapması demektir. Bir başka deyişle adalet, işi nasıl yapmak gerekiyorsa o şekilde yapmaktır.


  Âyette emredilen "ihsan" ise, esasen iyilik yapmak anlamına gelir. İhsanı, bir insanın görevini en iyi şekilde yapması şeklinde anlamak da mümkündür. İhsan, bu anlamıyla, adalet ile yakından ilişkilidir.


  Mâide sûresinde Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler; Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizlik yapmaya itmesin. Adaleti her zaman yerine getirin. Takvaya en yakın davranış şekli budur. Allah'tan korkun. Çünkü Allah, yaptığınız herşeyden haberdardır."(Maide, 8)

 
  Görüldüğü gibi ister ferd, isterse toplum halinde olsun adalet, girilen her türlü beşerî ilişkide gözetilmesi gereken temel ahlâkî bir fazilettir. Gerek ferdin mutluluğu gerekse toplumun huzuru, adaletin sağlanmasıyla mümkündür. Çünkü bir toplumda işler; yapılması gerektiği şekilde yapılmaz, ehline teslim edilmez ve hak edenin hakkı verilmezse, o toplumda dirlik ve düzenden bahsetmek mümkün olmaz.


  Toplumda sosyal barış, adalet ile sağlanabilir. Adalet olmayınca sosyal barış da olmaz. Görüldüğü gibi, toplumdaki sosyal barışın garantisi, adalettir. Bunun için, her insanın her türlü beşerî ilişkisinde adaleti gözetmesi, birinci dereceden ahlâkî yükümlülükleri arasındadır. Bu sebepten Peygamberimiz, hangi durumda olursa olsun, mutlaka adaletin gereğinin yapılmasını ister.


  Adaletin uygulaması konusunda şu hadis oldukça anlamlıdır: "Mahzum oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Kabile üyeleri, bu kadını affetmesi için Hz.Peygamberle kimin konuşabileceğini araştırır. Fakat bu konuyu Rasulullah'a söylemeye kimse cesaret edemez. Sonunda Üsame b.Zeyd, Peygamber'den kadını affetmesini ister. Bunun üzerine Rasulullah şunları söyler:


  "İsrail oğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onların ellerini keserlerdi. Eğer hırsızlık yapan bu kadın Mahzum oğullarından değil de kendi kızım Fatıma bile olsaydı, onun da elini keserdim." (Tecrid, c.IX, s.383, H.No: 1507)


  Görüldüğü gibi adaletin sağlanması; insanın doğruluktan ayrılmaması ve çifte standarda sahip olmaması ile mümkündür. Bu sebepten doğruluk da, en az adalet kadar önemli ahlâkî bir fazilettir. Çünkü âdil olmak, ancak tam anlamıyla doğru olmakla mümkündür.

0
0
0
Yorum Yaz