İman Nedir?

2009-12-09 19:37:00

İMAN

Lügat anlamı, doğrulamak, tasdik etmek, bir kimseye veya bir şeye inanıp güvenmek demektir. Terim olarak, İslam’ı kabul etme, inanılması gerekli olan esaslarına inanma; Allah’ın varlığını, birliğini ve peygamberliği, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah tarafından haber verdiği kesinlikle bilinen şeyleri irade ve isteği ile gönülden doğrulamaya iman; bunlara gönülden inanıp, diliyle söyleyen ve gereklerini yerine getirmeye çalışan kimseye de mü’min denir. İman, inkâr ile kalpten çıkınca, insan kâfir olur. İmanın ilk derecesi kelime-i tevhiddir; İslam’ın temeli budur. İman edilecek şeylerin hepsine toptan iman etmeye  icmâlî iman denir. Allah Rasülü buyuruyor: “Kim ‘Lâ ilâhe illâllah (Allah’tan başka ilah/tanrı yoktur) derse, cennete girer.” 

İman edilecek şeylerin hepsine geniş bir şekilde iman etmeye  tafsîlî iman  denir. İmanın olgunluğa ermesi için tafsîlî iman gerekir; bu da üç kısımdan ibarettir: 1- Allah’ın varlığına ve birliğine, tek yaratıcı ve mâbud olduğuna, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve rasülü olduğuna, ahiret gününe kesinlikle inanmak,  2- “Amentü” esaslarına, yani Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak (Nisa, 136),  3- Kur’an ve sünnet ile bildirildiği kesin olarak bilinen ve tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelen  haber  ve  hükümlerin  hepsine  geniş  biçimde, ayrı ayrı inanmak. İman edilmesi gereken amelî hükümler, yani namaz, oruç, hac, zekât gibi farzların, helal ve haram olan şeylerin hepsine inanmak, onları doğrulamak imanın üçüncü derecesine girer. Tafsîlî iman geniş kapsamlı ve daha sağlam olanıdır. (Bakara, 177) Müslüman olmayan bir kimse, icmâlî iman ile müslüman olur; tafsîlî iman ile olgunlaşır. 

İman etmek görüldüğü gibi zor değildir; ancak, mü’min kalmak ve mü’min olarak ölmek çok kolay değildir. Bu zorluk, özellikle İslam’ın hâkim olmadığı ve haramların alabildiğini yayıldığı yaşadığımız topraklarda daha da büyüktür. Bir mü’minin imanını koruması için, yalnız İslam dininin zorunlu kıldığı iman esaslarına inanmak, imanın bütünlüğünü korumak, şirkin tüm uzantılarından sakınmak, imanda sebat etmek ve asla ümitsizliğe kapılmamak gerekir. Mü’min, imandan çıkaran bir söz söylemek ve bir davranışta bulunmaktan bütün gücüyle kaçınmak zorundadır.

Zarûrât-ı diniyyeden olan hükümlerden herhangi birini inkâr veya yalanlama, kişiyi imandan çıkarır. Mesela, bir kimse, Allah’ın varlığına, birliğine, kitaplarına, meleklerine... iman ettiğini söylese, ancak peygamberlere inanmadığını söylese, bu kimsenin imanı sahih değildir. Çünkü iman bir bütündür, cüzlere ayrılmayı, parçalanmayı kabul etmez. Yine Kur’an’a inandığını beyan eden bir kimse, onun herhangi bir ayetini reddetse, mü’min olamaz. Çünkü Kur’an’dan olduğu sabit olan herhangi bir ayeti, ayetin hükmünü inkâr etmek küfürdür.  Mü’min, imanın bütünlüğünü  korumak zorundadır. Bu da, Allah'a ve ahiret gününe inanmak, Allah’ın ve Rasülü’nün haram kıldığını haram tanımak, hak dinini din edinmek (Tevbe, 29) suretiyle gerçekleşir. 

Mü’min, Allah'a olan ibadet ve itaatında, ümit ile korku arasında ölçülü biçimde hareket etmelidir. Mü’min, ne yaptığı işlerden emin olarak azaptan uzaklaştığına emin olur; ne de işlediği günahların çokluğundan korkarak asla affedilmeyeceğine. Allah, rahmetinden, bağışlamasından mü’minlerin ümit kesmemelerini emrediyor (Zümer, 53). “İman edip salih iş yapanlar cennet halkıdır; orada ebedi kalacaklardır.” (B akara, 82) Allah Rasülü de şöyle buyuruyor: “Şu üç şey, kendisinde bulunan kimse, imanın tadını bulur: 1- Allah ve Rasülü, kendisine başkalarından daha sevgili olmak,  2- Sevdiğini yalnız Allah için sevmek,  3- Ateşe atılmaktan kaçındığı gibi küfre dönmekten kaçınmak.”

0
0
0
Yorum Yaz