Üç Şeytan

2009-11-28 16:43:00
TÂĞÛT ve Üç Sapık Şeytan‎ > ‎

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ “ Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:Tağuta kulluk etmekten kaçınarak...” (Zümer: 17)

قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللّهِ مَن لَّعَنَهُ اللّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُوْلَـئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ عَن سَوَاء السَّبِيلِ “ De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.... tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri kötü olan ve doğru yoldan sapan kimselerdir.”  (Maide: 60)        

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ “Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا   Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Şüphesizki biz her ümmete Allah’a ibadet edip tağuttan kaçınmaları için rasuller gönderdik.” (Nahl: 36)

2-Hüküm Tağutu

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا  Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak isterler.”  (Nisa: 60)

 Hüküm tağutunun zamanımızdaki çağdaş şekliyse şöyledir:

a - Teşri Sıfatı Yönünden: Bunlar, Allah (c.c)’ın indirdiğinin dışında teşride bulunan tağutlardır. Devlet reisleri, parlemento, millet vekilleri ve bunlar gibileri... Bunlar, kanunları tartışır, tasdik eder ve teşride bulunurlar. Yasama sultasının üniteleri kanun koyma, yürütme sultası hükümetin oluşturduğu kanunlara işlerlik kazandırma ve yargı sultası teşrileri uygulama yönünden her biri bir taguttur.

b – Hüküm Verme Bakımından: Bunlar; devlet reisleri, hakimler ve mahkemelerin azalarıdır. Bu tür tagutun yardımcıları ise; onları koruyan, onlara bakıcılık yapan, onları ve hükümlerini kabul etmeleri için insanları zorlayan ve onlar için çarpışan kimselerdir. Daha açıkçası, Allah (c.c)’ın kanunları dışındaki kanunları ve bu kanunları tatbik eden sistemleri, bu sistemlerin mahkeme ve hakimlerini koruyan kimselerdir.

Ve bilinsin ki; tağuta iman da edilir, küfür de edilir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Cibte ve tağuta iman ederler.”  (Nisa: 51) -(أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبًا مِّنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَؤُلاء أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ سَبِيلاً

Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi?.Putlara ve bâtıla (tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: "Bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar!.)(Nisa.51)

Taguta ibadet de edilir, ondan beri de olunur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ“ Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:Tağuta kulluk etmekten kaçınarak...” (Zümer: 17)

Okuyalım:

 İbadetin; nüsük, hüküm (teşri) ve velayet olmak üzere üç rüknü vardır. İslam’ın ve dinin aslı bakımından ibadetin genel manası bu üç rükne bağlıdır.

Uluhiyyet tevhidi adı verilen ibadet tevhidi, hem nüsuk, hem hüküm, hem de velayette Allah (c.c)’ı birlemektir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ“Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56)                                

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin!” (Bakara: 21)                              

İbadetin rükunları olan nüsuk, hüküm ve velayet, Allah (c.c)’a ortak kılınmaksızın yapıldığında Allah (c.c) tam olarak birlenmiş ve dille söylenen şehadet pratikte gerçekleştirilmiş olunur.

Bu rükunlardan herhangi birisi şayet Allah (c.c)’tan başkasına yapılırsa, Allah (c.c)’tan başkasına ibadet edilmesi sebebiyle Allah (c.c)’a eş koşulmuş ve bu rükunların kendisine yapıldığı kimse de, o kimseye ilah ismi verilmese bile, ilah edinilmiş olunur. Zira bu, uluhiyyetin ve ibadetin gerçeğidir. Bunun ibadet olmadığına inanmak gerçeği değiştirmez. Tıpkı Adiy b. Hatem (r.a)’in durumu gibi....

Rasulullah (s.a.s):

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ“Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler. Oysa tek olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir.”(Tevbe: 31) ayetini okuduğu sırada yanına giren Adiyy b. Hatem ona:

“Biz onlara ibadet etmedik” diyerek itiraz etti. Fakat onun bu itirazı gerçeği değiştirmedi.

Hristiyan ve yahudiler, helalleştirme ve haramlaştırma konusunda din adamlarına itaat etmenin, onlara ibadet etmek olduğunu bilmemekteydiler. Buna rağmen Al-lah (c.c) onların bu yaptıklarını ibadet olarak isimlendirerek onları müşrik, din adamları ve rahiplerini de Allah (c.c)’tan başka rabler olarak isimlendirdi.

Rasulullah (s.a.s) da onların bu yaptıklarına ibadet is-mini verdi. Öyleyse ismi değiştirmek gerçeği değiştirmez ve hükmü de etkilemez.

Buna göre Allah (c.c)’ın “Zümer: 17” ayetinde belirttiği “tağuta ibadet etmek” ile“Nisa: 51” ayetinde belirttiği “tağuta iman”: Bir kulun, ibadetin açıklanan rükunlarından herhangi birisini Allah (c.c)’tan başkasına yapmasıdır. Daha açıkçası zikredeceğimiz tagutlardan herhangi birisine yapmasıdır. Zira ibadet sadece Allah (c.c)’ın halis hakkıdır ve Allah (c.c) bu konuda asla ortak kabul etmez.

Namaz, secde, rüku, kurban, adak, sığınmak, korkmak, umut, tevekkül vs gibi nüsuk ibadetlerinden her-hangi birisi tağutlardan birisine yapılırsa bu tağut nüsuk tağutu veya ibadet tağutu olmuş olur. Şayet bu tagutlardan herhangi birisine hüküm hakkı veya teşri hakkı verilirse işte bu tagut hüküm tağutu olmuş olur. Aynı şekilde velayetin herhangi bir türü bağımsız olarak sadece Allah (c.c)’a yapılması gerekirken, herhangi bir  tağuta yapılırsa bu tağut velayet ve tabi olma tağutu olmuş olur. Allah (c.c)’ın reddetmemizi emrettiği tağuta ibadetin türleri işte bunlardır.

0
0
0
Yorum Yaz